Kooperatifçilik Kurultayı, Sayın H.Mehmet Aksoy'un Konuşmasının Tam Metni

Türkkent Genel Başkanı Sayın H.Mehmet Aksoy'un Kooperatif Kurultayındaki konuşmasının tam metni haberin devamındadır... "Yapı Kooperatifleri ve Toplu Konut İdaresi Uygulamalarının Değerlendirilmesi."

Kooperatifçilik Kurultayımızın, kooperatifçiliğe ve dolayısıyla ülkemize önemli katkılar sağlamasını  umuyorum. Bu umudumun, hükümetimizin, kooperatifçiliğin sosyo-ekonomik kalkınma için gerekliliğine inanması ve anayasal görevlerini yerine getirerek kooperatifleri desteklemesiyle gerçekleşebileceğini belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Kent Kooperatifleri; bugüne kadar binlerce dar ve orta gelirlinin konut sahibi olmasını sağlamışlar ve başarı-larını kanıtlamışlardır. Kooperatifler tarafından, 1984-2003 yılları arasında toplu konut kredisi kullanılarak 1 milyonun üstünde konut üretilmiştir. Kooperatifler, toplu konut kredilerini en iyi kullanan konut üretim örgütleridirler.

TÜRKKENT, ortağı kooperatif birlikleri ve kooperatifler eliyle Türkiye’nin tüm bölgelerinde 250.000’in üzerinde konutu, kentsel çevresi, sosyal donatıları ve altyapısı ile birlikte tamamlamış, 1 milyonun üzerinde dar ve orta gelirlinin barınma sorununu çözmüştür.

Dar gelirlilerin konut sorununun çözümünde tek ve en etkin yöntem olan konut kooperatifçiliği; yoksulluğun, işsizliğin arttığı ve bu nedenle de en çok gerekli olduğu dönemde, destekten yoksun bırakılmaktadır.

Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre ülkemizde nüfusun üçte biri yoksuldur. Asgari ücret, açlık sınırının altındadır. Tanzanya’dan bile kötü olan gelir dağılımı adaletsizliği devam etmektedir. En yoksul ile en zengin arasındaki fark 13 kattır. %12’lere dayanan işsizlik, Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu olmaya devam etmektedir. 3 milyon işsiz nüfusun 2 milyonu kentlerde bulunmaktadır.

Devlet, yoksulluğu önleyememekte, gelir dağılımında adaleti sağlayamamakta, iş olanakları yaratamamaktadır. Nüfusun büyük bölümünün geliri, değil ev almasına, beslenmesine bile yetmemektedir.

Devlet, öncelikle vatandaşlarının yoksulluk ve işsizlik sorununu çözecek toplumsal amaçlı politikalar üretmeli ve uygulamalıdır.

Artan yoksul ve işsiz nüfusun doğal olarak barınma gereksiniminin de karşılanması gerekmektedir. Ülkemizdeki acil 3 milyon ve giderek artan yaşanabilir konut açığının büyük bir bölümü alt ve orta gelir grubunun gereksiniminden kaynaklanmaktadır. Ancak, bu gereksinimin nasıl karşılanacağı konusunda hükümetin bir politikası bulunmamaktadır.

Devletin bu konuda en yetkili ve görevli organı olan Toplu Konut İdaresi’ne pek çok ayrıcalıklar da sağlanmıştır. TOKİ, Arsa Ofisi ve Emlak Bankasından arsa ve taşınmazlar devralmış, kamu arsalarını ücretsiz devralma olanağı sağlanmış, imar planı yapma ve onama yetkisi verilmiş, belediyelerin görevi olan kentsel dönüşüm projelerine girişmiştir.
Ancak TOKİ, bu yetkilerini, doğrudan konut yaparak kullanmayı tercih etmiştir. Üretilen konutlar orta-üst ve üst gelir grubuna yöneliktir. Dar gelirliler için yaptıkları konutlar göstermeliktir. TOKİ, enflasyon artışına bağlı olarak zora giren müteahhitlerini kurtarmak için ucuz demir ve çimento sağlamanın yollarını aramakta, kamu kaynakları ile dar ve orta gelirlilerin kooperatiflerini değil müteahhitleri ve üst gelir grubunu sübvanse etmektedir. İdare, finansman açığı vermektedir. Bunun yükünü ülkemizin hiçbir vatandaşı taşımak zorunda değildir.

TOKİ uygulamaları, sosyal devlet ve eşitlik ilkelerine aykırıdır. Devletin asli görevi yap-satçılık, zengin kesime konut yapmak değil, konut yapım potansiyeli olan bütün kesimlerin, özellikle dar gelirlilerin kooperatiflerinin üretim sürecine girmelerini sağlamaktır. Eşitliğin sağlanması için TOKİ’nin kendi yaptığı harcama kadar kooperatiflere kredi ve kullandığı kamu arsaları kadar da arsa sağlaması gerekir.

Diğer taraftan hükümet politikası olarak, konut konusunda bütün dertlerin dermanı gibi kamuoyuna sunulan mortgage sistemi ile ilgili heyecanlı söylemler de faizlerin artması ve enflasyonun yükselmesiyle birlikte durulmuştur. Aslında konut üretimine değil tüketimine ve konut ihtiyacı olmayan üst gelir grubuna yönelik olan tutulu konut kredisi sisteminin, ülkenin ekonomik koşullarına karşı ne kadar hassas olduğu anlaşılmıştır. Dar ve orta gelirlilerin bu sistemden yararlanamayacağı da ortaya çıkmıştır. Bu amaçla düzenlenen konut finansmanına ilişkin yasa taslağı, kredinin bitmiş konuta verilmesi nedeniyle yapı kooperatiflerini dışlamaktadır.

Peki dar gelirlilerin konut gereksinimi nasıl karşılanacaktır?

Tek yol, bugüne kadar ülkemizde ve tüm dünyada olduğu gibi kooperatifleşmektir.
Ancak, bir dönem inşaat sektörünün baş aktörü olan ve yapı ruhsatı alınan konutların  80’li yıllarda üçte birinden fazlasını, 90’larda dörtte birini, 2000 yılında beşte birini yapan kooperatiflerin payı bugün %6’ya kadar düşmüştür. Etkin konut kooperatifi sayısı 2000 yılında 39.000, üye sayısı 1 milyon 700 binin üzerinde iken, nüfus ve konut gereksinimi artışına rağmen 2006’da kooperatif sayısı 34.000, üye sayısı 1 milyon 400 bin civarına düşmüştür.

Bu gerilemenin sebebi; hükümetin, dar ve orta gelirlilerin yapı kooperatifleri için hayati önem taşıyan altyapılı, imarlı arsa ve toplu konut kredisi desteğini kesmesi, vergi muafiyetlerini kaldırmasıdır. Özel sektörün, müteahhitlerin ve üst gelir grubunun çıkarlarını düşünen devlet, dar gelirlileri ve kooperatiflerini piyasa ekonomisinin acımasız koşullarına terk etmiştir.

Bu,  sosyal devlet ve eşitlik ilkelerine aykırıdır.

Devletin kooperatiflere sağladığı toplu konut kredisi neredeyse yok düzeyine inmiştir.

Toplu konut kredilerinin toplam konut maliyeti içindeki payı, 1985’te %80 düzeyinde iken 1990’ların sonunda %15’lerin altına düşmüştür. 1998 yılında 80 m2’ye kadar olan konutlara inşaat seviyesi %15’e geldiğinde kredi sağlanırken; bugün inşaatın en az %80 seviyesine gelmesi durumunda, ancak 6 bin YTL tutarında, yani “yok” düzeyinde kredi sağlanmaktadır. Nitekim geçen sene, sadece bir kooperatif toplu konut kredisi kullanmıştır.

Kooperatiflere merkezi ve yerel yönetimlerce imarlı arsa sağlanmamaktadır. Kamu arsaları, TOKİ  ve yerel yönetimlerce hasılat paylaşımı ve kat karşılığı gibi yöntemlerle yapsatçılık için kullanılmakta, üst gelir grubuna konut yapılmaktadır. Arsa vurgunculuğu kentlerimize damgasını vurmuştur. Dar gelirlilerin kooperatiflerinin konut maliyetini bile aşan bu arsaları satın almaları mümkün değildir.

Kentlerimize bakıp da nasıl ve neden bu kadar çok kaçak ve bozuk yapılaşma var diye şaşırmamak gerekir. Başka çare bırakılmamıştır. Kentsel dönüşüm projeleri sorunun tek başına çözümü değildir ve gecekondulaşmanın, kaçak ve sağlıksız yapılaşmanın önüne geçecek tedbirlerin alınması gereklidir.

Devlet, 17 Ağustos depremini ve getirdiği yıkımı da unutmuş görünmektedir. Büyük kentlerin yarısından çoğu kaçak yapılardan oluşmaktadır. Yenilenmesi ve güçlendirilmesi gereken binlerce yapı bulunmaktadır.

İskan ruhsatı alınan yani yasal olan konutların 2001 yılında %35’ini yapı kooperatifleri yapmışlardır. Bütün desteklerin kesildiği dönemde, 2005 yılında bile bu oran %22’nin üzerindedir.

Çünkü kooperatifçiler kâr elde etmek için değil, kendi başlarını güvenli bir çatının altına, en ekonomik ve yasal yoldan sokmak için konut yapmaktadırlar.

Devletin gerek yeni konut yapımında gerekse örgütlenmenin en çok gerekli olduğu mevcut yapıların yenilenmesi ve gecekondu dönüşüm projelerinde kooperatifçiliğin imkanlarından faydalanması gereklidir.

Geçmiş hükümetler döneminde kooperatiflere sağlanan vergi muafiyetleri, gelir ve kurumlar vergisi kanunlarında yapılan son yasal düzenlemelerle kaldırılmıştır.

1163 sayılı Kooperatifler Kanununda 2004 yılında yapılan ve kar amacı güden özel kesimin kooperatiflere üye olmasını sağlayan değişiklik sakıncalıdır.

Kooperatifler Kanununda, Bakanlıkça hazırlanan ve geçen hafta görüşlerimize sunulan değişiklik taslağında tarımsal amaçlı kooperatifler hariç bu konuda bir değişiklik yapılmamıştır.

Devlet, kâr amacı güden kooperatiflerle kâr amacı gütmeyen kooperatifler arasında ayırım yapmalıdır.

Kooperatifler yasasında değişiklik öngören bu tasarı için tüm kooperatifler  görüşlerimizi Bakanlığa ileteceğiz. Bununla birlikte, yapılacak değişikliklerin kooperatifçiliğin temel ilkelerine, dayanışmaya dayalı özüne ve demokratik yapısına aykırı olmaması, kooperatifçiliğin gelişimine katkıda bulunması; cezalandırıcı değil teşvik edici olması, yatay ve dikey örgütlenmeyi güçlendirmesi ve devlet desteğini içermesi gerektiğini, görüşlerimizin de bu yönde olacağını şimdiden belirtmeliyim.

Amaç ve işlevleri değişik olsa bile “Sanayi Siteleri Yapı Kooperatifleri” ile “Toplu İşyeri Yapı Kooperatifleri” de; belli bir alanda proje bütünlüğü içinde imar planına uygun yapılar ve sosyal, teknik altyapılar üretmeleri açısından konut yapı kooperatifleriyle benzerlik taşıyan, ülkemizin sanayileşmesi, istihdam yaratılması, sağlıklı kentleşmenin ve düzenli yapılaşmanın sağlanması açısından çok önemli bir kooperatif kesimidir.

Aynı amaca dönük bu tür kooperatiflerin “Toplu İşyerleri Yapı Kooperatifleri” adı altında gruplandırılması ve teşkilatlandırılması, sadece kalkınmada öncelikli yörelerde değil daha çok ihtiyaç duyulduğu için büyük sanayi sitelerinin bulunduğu yörelerde de teşvik edilmesi ve diğer kooperatif türlerinden farklılıkları gözetilerek yeni yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. TOKİ’nin endüstriyel altyapılı arsa sağlaması, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın da sanayileşmeyi özendirmek için öngörülen fonlardan yararlandırılmaları konusunda bu girişimleri desteklemesi gerekir.

Dünyada, gelişmiş, geri kalmış tüm ülkelerde her sektörden kooperatif sayısı artmaktadır. Sadece Uluslararası Kooperatifler Birliğine bağlı 91 ülkeden, 800 milyon kişiyi temsil eden 224 organizasyon bulunmaktadır. Ülkemizde ise inanılmaz bir ihmal ve vurdumduymazlıkla kooperatifler dışlanmaktadır.

Konut hakkı bir insan hakkıdır.  Devletin, Anayasa’nın verdiği temel görevlerini yerine getirerek bu hakkı tüm vatandaşlarına sağlaması gerekir.

Devlet, kooperatiflerce toplu konut ve işyeri yapımını desteklemeli, kendisi doğrudan konut yapımından vazgeçmeli, yapı kooperatiflerine altyapılı, imarlı arsa, kredi ve vergi muafiyetleri sağlamalıdır.

Yasal düzenlemeler mevcut haklarımızın kaldırılması için değil kooperatifçiliğin geliştirilmesi, desteklenmesi ve örgütlenme biçiminin güçlendirilerek yaygınlaştırılması amacıyla yapılmalıdır.

TÜRKKENT bir sivil toplum örgütü olarak ülkemizde ortaya çıkan gelişmelerle ilgili tavrını, günümüze kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumumuza ve ülkemize olan görevlerini başta,

ATATÜRK

İlke ve Devrimleri olmak üzere Cumhuriyetimizin ve Bağımsızlığımızın korunması, hukukun üstünlüğü ilkesini en önde tutarak demokrasi ve insan hakları konusundaki bilinen yaklaşımlarını sürdürecektir.

1 Temmuz 2006 gününe rastlayan “kooperatifler vasıtasıyla barışı oluşturmak” temalı 84 üncü uluslararası kooperatif gününüzü de kutlar, saygı ve sevgilerimi sunarım…

TÜRKKENT Genel Başkanı

H. Mehmet AKSOY

Web İstatistikleri

Bugün16
Dün101
Hafta629
Ay1338
Tümü207607

(C) Arne