Türkkent 21. İlkbahar Semineri, H. Mehmet Aksoy Konuşma Metni, 22 Mayıs 2009, Antalya

TÜRKKENT 21. İLKBAHAR SEMİNERİ
21-24 MAYIS 2009  
MİRADA OTEL GÖYNÜK-KEMER ANTALYA


H. MEHMET AKSOY
TÜRKKENT GENEL BŞKANI

Türkiye Kent Kooperatifleri Merkez Birliği olarak düzenlediğimiz 42. Eğitim Toplantısı olan İlkbahar Seminerimize hoş gediniz.

Geçen yıl yine Göynük’te düzenlediğimiz Seminerimize katılan, Ocak ayında kaybettiğimiz sevgili Prof. Dr. Türkel Minibaş hocamızı ve Prof. Dr. Türkan SAYLAN’ı da saygıyla anmak istiyorum.

Bu Seminerimizde ülkemizin ve kooperatiflerin gündeminde yer alan önemli konuları ele alacağız.

1. Oturumda, yerel seçimler sonrasında belediyelerle kent kooperatiflerinin işbirliği olanaklarını ele alacağız. Oturuma, yerel yönetimler ve konut kooperatifleri konusunda ülkemizin en yetkin uzmanlarından Prof. Dr. Ruşen Keleş Başkanlık edecek. Yerel seçimlerden çok büyük başarıyla çıkan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Remzi Sadi ve Ankara Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ile kent kooperatiflerini temsilen Muammer Niksarlı, bu oturuma konuşmacı olarak katılacaklar.

Yarın yapılacak 2. Oturumda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca başlatılan ve katılımcı bir yaklaşımla geliştirilen Kooperatifçilik Strateji Belgesini ele alacağız. Oturuma Atılım Üniversitesi Eski Rektörü ve İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi, kooperatifçilik alanındaki başarılı çalışmaları ile yakından tanıdığımız Prof. Dr. Ayhan Tan Başkanlık edecek. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğünden, Strateji Belgesinin hazırlanmasında çok büyük emekleri geçen Genel Müdür Yardımcısı Ömer Aydemir ve Kooperatifler Kontrolörü Muhittin Aydın ile Anadolu Üniversitesi Kooperatifçilik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Doktor Nurcan Turan bu oturumda konuşmacı olarak çalışma ve görüşlerini bizlerle paylaşacaklar.

Geleneksel hale gelen Akşam Söyleşilerinde ise bugün, İstanbul Yeşilkent Birliği Başkanı ve TÜRKKENT Yönetim Kurulu Üyesi Nazım Çuhalı’nın başkanlığında CHP Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinleyeceğiz. Yarın akşam, Ege Üniversitesi İktisat Teorisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Osman AYDOĞUŞ ile ekonomik kriz konusunda, Adana-Koop Başkanı ve TÜRKKENT Genel Başkan Yardımcısı İsmail Arslan’ın Başkanlığında söyleşi yapacağız.

Değerli Konuklar,

Geçmiş seminerlerimizde hükümet politikalarına bağlı olarak ülkemizde sosyal ve ekonomik yapının ve kooperatifçiliğin gerilediğinden bahsettik, yetkileri çağırdık, dinledik bize sözler verdiler, umut verdiler, ancak bir şey değişmedi. Bu seminerimizde, olumsuz koşullara rağmen, hep birlikte çözüm arayalım istedik. Konut yapı kooperatiflerinin ve dolayısıyla ülkemizin geleceğini, bu darboğazdan nasıl çıkabileceğimizi, geçmişteki başarılı uygulamalardan yararlanarak yeni modelleri nasıl geliştirebileceğimizi birlikte tartışalım, çözüm üretelim istedik.

Evet, hem ülke olarak hem de kooperatifler olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Kooperatifçilik, hiçbir dönemde bu kadar gerilememiştir. Bizler dar ve orta gelirlilerin konut ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuş örgütleriz. Yoksulluğun, işsizliğin, kapatılan işletme sayısının Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde arttığı bu dönemde, kooperatifçiliğin gerilemesi anlaşılır bir durum değildir.

Hükümet, bu koşullarda kooperatifçiliğin geliştirilmesini, sosyal devlet anlayışının hayata geçirilmesini sağlayacak uygulamalara yönelmek yerine, tam tersini yapmaktadır. Zenginin çok zengin olduğu, yoksulun artık aç yaşamaya mahkum olduğu bir sistem içine itilmiş bulunmaktayız. Hükümet, halkımızın ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması görevleri olduğunu unutmuş, seçimleri nasıl kazanacağının, ülkemize ne kadar yabancı sermaye girdiğinin, kendisi ile aynı görüşte olmayanları nasıl susturabileceğinin, hukuk devleti ile bağdaşmayan düzenlemeleri nasıl yapabileceğinin derdine düşmüştür.     

Sevgili Konuklar,

Genel olarak son dönemdeki durumu rakamlarla değerlendirdiğimizde, tablonun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkmaktadır. 2008 yılında tüm sektörlerde gerileme olmuş, son çeyrekte Gayri Safi Yurtiçi Hasıla -%6,2 oranında azalmıştır. Sanayi sektörü son çeyrekte -%10, hizmetler -%6,2, ticaret sektörü -%13,4 oranında gerilemiştir. İnşaat sektörünün 2007 yılı başında %12 olan büyüme hızı 2008 yılı sonunda -%13,4 olmuş, inşaat yatırımları yüzde -20,4 oranında daralmıştır.

Ülkemizde işsizlik inanılmaz ölçüde artmıştır. 2008 yılı Şubat ayı verilerine göre kentlerde işsizlik oranı %13,4 iken bir yıl sonra %18’lerin üstüne çıkmıştır. Her üç gençten biri işsizdir. İstihdam edilen nüfus azalmıştır. Yani işletmeler işten personel çıkarmaktadırlar. Ayrıca çalışma yaşında olan 51 milyon kişinin yarısı, zaten iş bulma umudu olmadığı için işsizlik hesaplamalarına katılmamaktadır.

İşsizlik tabi ki yoksulluğu da beraberinde getirmektedir. 2007 yılında, bir önceki yıla göre yoksulluk artmış, ülke nüfusunun yaklaşık beşte birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı belirlenmiştir. İstatistik kurumu yoksulluk sınırını 4 kişilik bir hanede aylık 619 lira olarak belirlemiştir. Başka bir deyişle asgari ücretle geçinen 4 kişilik bir aile, yarı aç yarı tok yaşamaktadır. Son veriler yayınlanmamış olmakla birlikte durumun daha da kötüleştiği açıktır. Kırsal kesimde ise yoksulluk vahim durumdadır.

Bir tarafta halkın yarısından fazlası işsiz, her üç kişiden biri yoksul; diğer tarafta tüm sektörlerde işletmeler kapılarına kilit vururken; sosyal devletten, kalkınmadan, kişi başına düşen milli gelirden bahsetmek de mümkün değildir.

Bunun böyle olacağı baştan, AKP hükümeti programından tahmin edilebiliyordu. Hükümetin uygulamalarının üstüne bir de küresel krizin hiç de teğet geçmeyen yıkıcı etkileri de eklenince bugünkü duruma geldik. Yapılması gereken, bütün bu olumsuz gelişmelerin önüne geçmek için gerekli önlemleri almaktır. Bu önlemler de lüks tüketim mallarında sınırlı bir süre için ÖTV, KDV indirimi yapmaktan ibaret değildir. Yapısal çözümler üretilmeli, üretimin ve istihdamın arttırılmasına yönelik önlemler alınmalıdır.

Değerli Konuklar,

Konut sektörünün ve konut yapı kooperatiflerinin durumu, bu koşullarda çeşitli sebeplerden özel önem taşımaktadır. Öncelikle barınak, temel insan ihtiyaçlarından ve haklarından biridir. Devlet, herkesin sağlıklı, güvenli konutlarda yaşamasını sağlamak zorundadır. İkincisi, konut sektörü ekonominin lokomotifidir. Bu lokomotifi AKP hükümeti 2003 yılı ve sonrasında kullanmaya çalışmış ancak sonuçları beklendiği gibi olmamıştır. Üçüncüsü ise konutun, kapitalist ekonomik sistemde metalaştırılması ve gayrimenkulden menkul kıymete dönüştürülmesinin sonucunda yaşanan mortgage ve akabinde küresel krizin sebebi olmasıdır. 

Konut, bakış açılarına göre her kes için farklı anlamlar ifade etmektedir. Kimine göre başını sokacağı bir barınak, kimine göre inşa ettiğinde para kazandıran bir ürün;  demir, çimento üreten için pazaryeri; mühendis, usta, boyacı için iş imkânı; kimine göre de hiçbir şey koymadan, başkalarının sırtından para kazanılan bir meta.

Biz kooperatifler başımızı sokabileceğimiz, insan onuruna yaraşır barınaklar yapmak için varız. Ancak sonuncusu, yani konutu meta olarak gören anlayış, tüm dünyada yaşanan finansal ve ekonomik krizin sebebidir. İpoteğe dayalı bireysel konut kredisi sistemi olarak ülkemizde de yasası çıkarılan mortgage, koşulların uygun olmaması nedeniyle tam olarak uygulanamamıştır.

Amerika’da bitmiş konuta ipotek konulması yoluyla herkese kredi açılmış, önce konutun değeri artmaya başlamış, ikinci piyasalarda senetler el değiştirmiş, ancak sistem, yüksek miktarda kredi alanların geri ödeme güçlüğüne düşmesiyle birlikte çökmeye başlamıştır. Konutların fiyatları düşmüş, aracı kurumlar ve bankalar tek tek iflas etmiş ve nihayetinde zincirleme etkiyle kriz finans sektörü dışına tüm ekonomiye yansımış, hükümetler ekonomiyi kurtarmak için kaynak ayırmak zorunda kalmıştır.

Ülkemizde de bu sistemin kurulması hedeflenmiş, müteahhitler çok sayıda lüks konut üretimine girişmiş, maket üstünden satış yapmaya çalışmışlardır. Bu sisteme Toplu Konut İdaresi, bizzat hükümet adına katılmıştır. Müteahhitlerle hasılat paylaşımı adı altında lüks konut üretimine girişmiş, büyük kentlerde değerli kamu arazilerini sosyal konut adı altında pahalı konut üretip satmak için kullanmıştır. Ancak çift rakamlı enflasyonun ve faiz oranlarının yüksek olduğu ülkemizde, konut kredisi için aylık 4-5 milyar ödeme yapabilecek kişi sayısının çok az olduğu gözden kaçırılmıştır.

İnşaat ruhsatı alınan konut sayısı 2005 yılında 546 bin iken 2006 yılında 600 bine yükselmiş, 2007 yılında 585 bine ve 2008 yılında 503 bine gerilemiştir. Hükümetin bütün çabasına rağmen konut üretimi sadece iki yıl hız kazanmış, ancak 1990’ların seviyesine ulaşabilmiştir.

Bu konutların sadece %8-6’sı kooperatifler tarafından üretilmektedir. 2006 yılında kooperatifler tarafından 51.500 konuta yapı ruhsatı alınmışken bu rakam 2008 yılında 32 bine gerilemiştir. Kooperatiflerin konut üretimindeki payı 1980’lerin sonunda %35’lerde iken bugün %5-6’lara yani yok denecek düzeye düşmüştür.

Son iki yılda konut üretimindeki bu gerilemenin sebebi konut ihtiyacının olmaması değildir. Halkımızın konut alacak parası yoktur. Dar gelirlilerin bir araya geldiği kooperatiflerin bu koşullarda devletin altyapılı arsa ve finansman desteği olmadan konut üretmeleri de mümkün değildir.

Devletin asıl görevi TOKİ eliyle yapsatçılık yapmak değil, halkın konut ihtiyacının karşılanmasını sağlamaktır. Devletin tüm evsizlere ev yapamayacağı da açıktır. Yapması gereken toplumun her kesimi için konut üretiminin sağlandığı sistemleri kurmaktır. TOKİ’in bir kentte yaptığı 500 ucuz konut için 20 bin kişi başvurmaktadır. Bu, o yörede 20 bin fakirin ucuz konuta ihtiyacı var demektir. Bunların hepsine konut yapmaya TOKİ’nin gücünün yetmeyeceği açıktır. Karını arttırma peşinde olan müteahhitlerin de uzuz konut yapması beklenemez. Bu, kooperatiflerin işidir. Devlet, dar ve orta gelirliler için konut yapmak yerine kooperatiflerine arsa ve uygun kredi sağlamalıdır. Bunun başka yolu yoktur.

Geçmişte kooperatifler, belediyeler ve Toplu Konut İdaresi işbirliği ile çok başarılı toplu konut projeleri gerçekleştirmişlerdir.  Belediyeler kooperatiflere altyapılı arsa sağlamış, TOKİ inşaat maliyetinin büyük bölümünü karşılayan ve uygun ödeme koşulları olan kredi sağlamış ve kooperatif üyeleri de varını yoğunu ortaya koyarak konutlarını yapmışlardır. Ankara’da Kent-Koop’un gerçekleştirdiği Batıkent projesi dünya çapında büyük ve örnek bir proje olarak gerçekleştirilmiştir. Batıkent’i İzmir, İstanbul, Adana, Bursa, Erzurum, Diyarbakır, Muğla, Edirne gibi çok sayıda kentimizde TÜRKKENT üyesi kooperatif birliklerince gerçekleştirilen toplu konut projeleri izlemiştir. Gecekondu önleme bölgelerinde binlerce ucuz konut yapılmıştır.  Kooperatifler bu yöntemle ülke genelinde, ekonomik krizlere, yüksek enflasyona, siyasi çalkantılara rağmen bir milyona yakın konutun üretimini gerçekleştirmişlerdir. Kooperatif evleri gecekondulaşmaya alternatif olmuş, planlı, çağdaş, altyapılı, sosyal donatılı kentsel yaşama alanları yaratılmıştır. TÜRKKENT üyesi kooperatiflerin konutları büyük depremleri bile hasarsız atlaşmıştır.

Bu durum iyi-kötü devam ederken AKP hükümetinin işbaşına gelmesiyle konut, arsa ve inşa sektörü tamamen farklı bir seyir izlemeye başlamıştır. Hükümet önce Başbakanlığa bağladığı TOKİ eliyle konut sektörüne el koymuş, konut hamlesi başlatmış, önce 100 bin konutla başlamış sonra 300 bin ve derken 500 bin konut üretimi gerçekleştirmeye girişmiştir. Arkasından TOKİ’ye hazine arazilerinin, Arsa Ofisinin yetkilerinin ve tüm arsa stoğunun devredilmesi yönünde yasal düzenlemeler yapılmıştır. TOKİ’nin kamu arsalarını istediğine istediği değerden hasılat paylaşımı, açık satış vb. yollarla satabileceği yönetmelik çıkarılmış, Danıştay bu yönetmeliğe iki kez yürütmeyi durdurma kararı almıştır. TOKİ, bu arazilerin plan ve projelerini yaptırma ve eğer belediye veya valilik 3 ay içinde onaylamazsa re’sen onaylama yetkilerini almış, KDV’den, harçlardan muaf tutulmuştur.

Toplu Konut Kanununda yapılan değişiklikle rant amaçlı konut üretimi görevi verilen TOKİ’ye ayrıca Gecekondu Kanununda Bayındırlık ve İskan Bakanlığına verilen yetiler de devredilmiştir. TOKİ, gecekondu dönüşüm projeleri, lüks, ucuz, rant amaçlı konut üretimi, tarihi yapıların restorasyonu, kamulaştırma, arsa satışı, kiraya verilmesi, altyapı sosyal tesis yapılması gibi sektörle ilgili bütün yetkileri ve gücü elinde bulunduran ayrıcalıklı bir kurum haline getirilmiştir.

TOKİ diğer kamu kurumları gibi denetime de tabi değildir. Başka bir deyişle şeffaf değildir. TOKİ’nin kaç lira alacağı, kaç lira borcu olduğu kamuoyuna açıklanmamaktadır. Son dönemde müteahhitlerine para ödeyemediği, kaynak sıkıntısı nedeniyle tüm illerde kendisine devredilen arazileri ve arsaları satmaya çalıştığı bilinmektedir. TOKİ’den sosyal konut alanların büyük bölümünün ödeme güçlüğü veya TOKİ’nin taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle konutunu iade ettiği de bilinmektedir.

Basına yansıyan Başbakanlık müfettişlerinin raporuna göre TOKİ’nin banka hesapları %52 oranında erimiş, 2007 yılı sonundan itibaren finansman sıkıntısına düşmüş, ödemelerini yapamamış, Ekim 2008 itibariyle 900 milyon TL kredi kullanmıştır. TOKİ’nin sosyal konut dışı yatırımlara girişmesinin finansman sıkıntısını daha da arttıracağı belirtilmektedir.

TOKİ ayrıcalıklı hale getirilirken, hükümet kooperatiflere verilen toplu konut kredisini kesmiş, arsa tahsisi başvurularımız reddedilmiş, vergi muafiyetlerimiz kaldırılmış, kısacası kooperatifler görmezden gelinmiştir.

Bu ekonomik koşullarda özel sektörün de TOKİ’ye iş yapmak ya da çok lüks konutlar yapıp satmaya çalışmaktan başka çaresi kalmamıştır.

Haksız rekabet yaratan TOKİ uygulamalarının belediyelerin yetki alanına müdahale olduğu da açıktır. TOKİ herhangi bir yerde, istediği kamu arazisinde veya gecekondu alanında, istediği şekilde inşaat yapabilmekte, istediği değeri biçebilmekte ve istediğine satabilmektedir. TOKİ acil paraya ihtiyacı varsa bu arazileri planlamadan tarla halindeyken de satabilmektedir. Belediyeler ise bu uygulamalarda söz hakkına sahip değildir. Ancak bu alanlara hizmet götürmekle sorumludur.

Bizim çözüm önerimiz; kooperatifçiliğin yeniden canlandırılması, saç ayağı dediğimiz Belediye-Kooperatif-TOKİ işbirliğinin sağlanmasıdır. Belediyelerden beklentimiz; çağdaş, düzenli ve sürdürülebilir kentleşme için, sosyal adaletin sağlanması, toplumun her kesimine eşit hizmet sunulabilmesi için kooperatiflerle işbirliği yapmalarıdır. Yasalarımız bu işbirliğinin sağlanmasına olanak tanımaktadır. Konut kooperatifleri sadece toplu konut alanlarında değil, eski kentsel alanların, gecekondu bölgelerinin yenilenmesi, sağlıklılaştırılması, geliştirilmesi alanlarında; eğitim, sağlık, emek değerlendirme, meslek kazandırma alanlarında da kentlilerin örgütlenebileceği demokratik yapılardır. Kooperatifçilik yoluyla üyeler, merkezi ve yerel yönetimlerin yol göstericiliği ve biraz desteği ile kendi evini, çevresini kendisi yaratabilmekte, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.

Kooperatifler özünde eşitlik, demokrasi, şeffaflık, dayanışma ve işbirliği ilkelerinin hakim olduğu, toplum yararına çalışan örgütlerdir. Strateji Belgesinden de beklentimiz hedef yıl olan 2014’e kadar kooperatifçiliğin ülke genelinde yaygınlaştırılması ve geliştirilmesidir. Avrupa Birliği’nden Japonya’ya kadar gelişmiş veya geri kalmış tüm ülkelerde kooperatifler sektörlerinde en etkin ve en çok istihdam sağlayan işletmeler olarak faaliyet göstermektedirler. Ülkelerinde en büyük banklar arasında yer alan kooperatif bankaları, finansal krizden başarıyla çıkmışlardır.

Kooperatifçilik bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçiminin geliştirilmesi de toplumun tüm kesimlerinde kooperatifçilik bilincinin geliştirilmesi, demokratik yönetim biçimi olarak kamuoyuna tanıtılmasıyla sağlanabilecektir. Devlet, anayasal görevi olarak kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri almalıdır. Bu da, ancak temel politikaların kooperatifçilik lehine değiştirilmesi, kooperatiflerin desteklenmesi, daha güçlü yapıya kavuşturulması ile sağlanabilecektir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yetkililerine bu belgenin hazırlanması sürecindeki kooperatifçi yaklaşımları için teşekkür etmek istiyorum.

Strateji belgesinden temel beklentilerimiz;

En başta da kooperatiflerin gücüne inanılması ve temel devlet politikasıv olarak kooperatifçiliğin teşvik edilmesi,

TÜRKKENT gibi kooperatif üstv kuruluşlarının desteklenmesi ve etkinliklerinin arttırılması, birim kooperatiflerin üst kuruluşlara üyeliğinin sağlanması,

Finansman sorununun çözümlenmesi,

Kooperatif üyelerinin dolaylı veya doğrudan desteklenmesi,

Kooperatiflerin sürdürülebilirliğine yönelik yasal ve finansal önlemlerinv alınması,

Geçmişteki vergi muafiyeti gibi dolaylı desteklerin yeniden sağlanması,

Bağımsız demokratik yapılarının güçlendirilmesi,

Yerel yönetimler ve merkezi yönetimlerle işbirliği olanaklarının geliştirilmesidir.

Bizler Ulu Önder Atatürk’ün daha Cumhuriyet kurulmadan temellerini attığı kooperatifçiliği yeterince anlayabilmiş ve dolayısıyla geliştirebilmiş değiliz. Her alanda olduğu gibi kooperatifçilik alanında da O’nun ilkeleri, çalışmaları, öngörüleri, görüşleri bizim yolumuzu aydınlatan ışık kaynağı olmaya devam edecektir. TÜRKKENT olarak Atatürk’ün hedeflerine ulaşmak için elimizden gelen tüm çabayı göstermeye devam edeceğiz.

Seminerimize katıldığınız için teşekkürlerimi ve kooperatifçi selamlarımı sunarım.

22 Mayıs 2009

H. Mehmet AKSOY

TÜRKKENT Genel Başkanı

Web İstatistikleri

Bugün12
Dün117
Hafta496
Ay2235
Tümü90022

(C) Arne